>> anasayfa
>> nurdal durmuş
+   kimdir
+   foto galeri

+   mektup yaz

>> eserler
+   kitap
+   şiir
+   deneme
>> multimedya
+   sesli yazılar
+   sesli söyleşiler
+   sair zamanlar
>> iletişim
+   duyurular
+   sizden gelenler
+   karalama defteri
OTOBÜSTE AYAKTA KALAN İLK YOLCU OLMAK İSTEMİYORUZ

1.gün

Sabah…
Yağmur kentten henüz çekilmiş. Güneş geceden artan ıslak sokaklara, her yere gelişigüzel yapıştırılmış “savaşa hayır” posterindeki masum çocuğun gözlerinden yansıyor. Vizyondaki filmleri veya herhangi bir ürünü tanıtan renkli afişler henüz aydınlanmamış. Hayat, kenarları hafif yıpranmış, üzerinde iri puntolarla “savaşa hayır” yazısı ve eli yüzü yara bere içerisinde kalmış umut dolu bir çocuğun umutsuz, masum bakışlarında anlam buluyor. İnsanlar, sokaklarda kalabalık yürüyüp savaşın olumsuz sonuçlarından bahsetse de, ben “o” bakışların hep yalnız olduğunu düşünüyorum. Nede olsa “kolay anlatılıyor öyküler, acılar kolay yazılıyor. Kolay yaşanmıyor oysa!

2.gün
Ben bu sessizliği bir yerlerden hatırlıyorum!

3.gün
Cellât kılıcını kuşanmış boynumuzu vurmaya geliyor. Söylesenize, biz hangi suçun ölümüne mahkûmuz? Söylesenize, niçin herkes “savaş neden?” diye sormak yerine, “savaş nedir?” diye soruyor? Söylesenize, niçin gazeteler katliama hazırlanan bir cellâdın cinayetlerinden değil; amaçlarından bahsediyor? Söylesenize, hangi sebep bir anneyi acılara gebe bırakabilir?Söylesenize, hangi sebep çocukların oyuncaklarını, ölüm soluyan bir şehrin topraklarına gömmeye mazerettir?Söylesenize, hangi insan bir çocuğun korku dolu bakışlarına kurşun sıkacak kadar acımasız olabilir?Söylesenize, hangi tarih hayat sayfalarına kan ve gözyaşı bulaştırılmış kötü günlerden bahsetmek ister?Susmasanıza!

4.gün
Ben bu öfkeyi bir yerlerden hatırlıyorum!

5.gün
Ben savaştan yana değilim. Ortada ne suç var, ne de suçlu. Ben insanlığını ne paranın kirli saltanatına, ne de müttefiklerin kirli oyunlarına teslim edip merhametine sırtını dönenlerden yana değilim. Ben savaştan yana değilim. Ne savaşan, ne niçin savaştığını bilmeden savaşan, ne de Bağdat sokaklarına yayılmış insan cesetlerinin katillerini gizleyeceklerden yana değilim. Ben savaştan yana değilim. Tarih sayfalarına kan bulaştıran, hayat sayfalarına katranlar katanlardan yana değilim. Ben savaştan yana değilim. Ben “anne” diye seslendiğinde cevap alamayan yetim bir çocuk, ya da “yavrum” dediğinde cevap bulamayan yüreği yaralı bir annenin gözyaşlarından yanayım. Ben savaştan yana değilim. Ya sen?

6.gün
Senaryo hazır.
Silahlarından başka her şeyi susturan acımasız katillerin gösterisi başlamak üzere.
Koltuklarınıza kurulun. Ellerinize CocaCola ve McDonalds hamburgerlerinizi almayı sakın unutmayın!
Sahne 1 : Adresi belli olmayan bombalar, kör kurşunlar koca bir ülkenin üzerinden yağacak. Çığlıklar sağır edecek geceyi. Ellerini uzatıp kurtarılmayı bekleyen çaresiz insanların yalvarışlarına kimseler aldırmayacak.
Sahne 2 : Hayata doğmamış çocukların boğazında düğümlenip terkedilmişliğin hüznü yaşanacak.
Sahne 3 : Şehrin göbeğine ölüm sehpaları ve darağaçları kurulacak,  insan haklarından bahseden adamlar ölenleri toplu mezarlara gömecek. Kalanları engizisyonlarda yargılayıp idam sehpalarında sallandıracak.
Sahne 4 : Filmin kötü adamı başarılı geçen cinayetler ve edindiği miras yüzünden keyiflenip, ellerinden akan kanlarla iğrenç kahkahalar atacak. Herkes kızacak ona. Kimse dur diyemeyecek.
Ve filmin sonu.. Kötü adam işlediği cinayetlere haklı mazeretler uydurmak için masumiyet yalanları söyleyecek. Kimse onu suçlu bilmesin diye kanlı ellerini beyaz gömleğimizle temizleyecek. Bu adamlardan yana olmak, otobüste ayakta kalan ilk yolcu olmak kadar iğrenç bir durum. Hem niçin, her zaman otobüste yer bulup oturan kötü adamlar, ayakta kalan ilk yolcuysa biz oluyoruz?

8. gün
Ben bu filmi bir yerlerden hatırlıyorum. Yoksa daha önce izlemiş miydik?