Zeytinburnu’nda, taş duvarların üzerine bedeni kirletilerek atılan genç bir kızın hayatından çocuklarımız adına çıkartacağımız bir ders bulamıyorsak; Filistin’de yetim kalmış bir çocuğun acısını yıldızların koynundan kopup gelen kar tanelerini izlediğimiz buğulu pencerelere “Allah’ım kurtar onları!” diye yazamıyorsak; Mekke’de/Medine’de, kalpleri yerinden fırlayacakmışçasına heyecanlanarak hayatının kırık notlarını düzeltip yaşamın yollarında huzuru adımlayanları görüp kıskançlık duaları edemiyorsak; Eyüp’te, bir gece yarısı ruhu titreyerek son nefesini veren, gözünün önünden geçen film şeridi gibi hayatında acıdan başka hiçbir şey görmeyen ihtiyarın üstüne ısınmak için örttüğü topraktan yorganın soğukluğunu, sıcak yataklarımızda hissedemiyorsak; tüketirken tükenen hayatlarla tükendiğimizin ve yok olan her hayatın faili meçhul katillerinden birisi olduğumuzun farkında olamayacağızdır.
…
Karşı kıyıda eskimiş bir gün. Karşı kıyının ufuklarını belki de son kez seyre dalmış bir yorgun gönül... Ufuklardan, hayatın güneşini geceye çeken bencil bir zaman aralığı. Mevsimleri, zamanı, hayatı tüketmiş yorgun bir günün, tüketecek hiçbir şeyi kalmadığı için kendini tüketmeye başladığı anlamsız zaman aralığı. Olan biten her şeyin ortasında fark edilmeyi bekleyen hayal ve hayat kırıntıları, anlamsız insan portreleri.
Televizyon ekranlarında sürekli yaşanabilir ve karşılaşılabilir her şeyi tükete tükete sıra kendilerini, hayatlarını tüketmeye gelmiş asıl ile kopyanın, harcananla harcayanların hüzünlü ve vurdumduymaz hikâyelerini izliyoruz. Burçin’de onlardan biriydi. Sonu, ölüler şehrinin izbe bir caddesinin, taş sokağı duvarında biten ölüm yoluna, parıltılı sahnelerden, neon ışıkların parlaklığından, şöhretin kişilik öğüten aldatıcılığından ve alkış tutanların sahteliğinden gitmek ne garip bir tükeniş öyküsü. Kim bilir kısacık notlar tuttuğu yaşam günlüğüne iliştiremediği ne büyük acılar yaşamıştı. Acaba dünya önüne serilse, aradığını bulamayacakmışçasına tedirgin, bildiği bütün sözcükleri konuşsa, düşüncelerine eşlik edecek bir cümle duyamayacakmışçasına endişeli, her şeyin bir gün daha güzel olacağına dair umutlarından yana söyleyeceği hiçbir sözü kalmamışçasına sessiz, bütün düşüncelerin konuştuğu yerde sükût olmanın ağır, hissedilebilir ve dayanılmaz sancısını taşıyan genç bir kızın bu duruma düşmesinde, toplum olarak hiçbir kabahatimiz yok muydu? Görüntülü ve gürültülü medyanın, reyting kavgalarını kazanma telâşındaki magazin muhabirlerine malzeme beğenen şöhret katillerinden başka gençlerimizi mutlu edecek bir yol bulamaz mıydık?
Ellerine geçeceklerin hatırına, ellerine geçirdiklerini lekeleyen, kirleten, harcayan ve işleri bitince de buruşturup, hayatları çöplere atanlara karşı, insanî ve İslamî bir duyarlılıkla kirli düşüncelerden daha doyurucu ve daha etkili bir metot sunamaz mıydık?
Garip bir çelişkinin, anlamsız bir tükenişin kıskacına düşüp, yaşadıklarının nasıl da korkunç ve ürkütücü bir yol, ya da duygu olduğunun farkına varamayanlara, bu anlamsızlığın tarifini yapabilecek bir benzetme, kıyaslama ve karşılaştırma cümlesi dahi kuramayacak kadar tüketilmiş sözcüklere teslim olanlara kızmak yerine, onları bu insan öğüten değirmenden çekip almanın çabalarını gösteremez miydik?
Tüketilmiş hayatların, tüketecek bir şey bulamadığı için kendisiyle birlikte tüketmeye başladığı ağır yok oluşların önüne geçmek, vurdumduymazlığımızdan ve bananeciliğimizden kurtulup birbirimize daha fazla kenetlenmek, ahlakî, insanî ve inandığımız değerlerin bizlere yüklediği toplumsal sorumluluğumuzun bilinciyle, tüketilen hayatlara kaynağı maneviyat olan yeni bir hayat hediye edemez miydik?
…
Artık sebebi ne olursa olsun, şöhretin şehvetli aldatıcılığı, kimlik bunalımı, maddi /manevi yoksunluk, aile eğitiminin eksiklikleri, yozlaştırılmış din anlayışlarımız ve bizim gibi düşünmeyen insanlara karşı bakış açımız v.s… Toplumun temel taşlarını oluşturan aile fertlerinin ve özelliklede anne-babaların evlatlarını kaybetmemek veya kazanmak uğruna vermeleri gereken sabır, anlayış ve çaba isteyen sorumluluk duygusunu göz ardı etmeden top yekun bir bilinçlenme yoluna gitmeleri gerekmektedir.
Yüzünü Allah’a dönmeyenleri, dünyada ve ahirette tatmin edecek herhangi bir şeyin olmadığının bilincine varmak için birlikte sorumlu ve ciddi adımlar atmanın zamanı geldi ve geçiyor. |