>> anasayfa
>> nurdal durmuş
+   kimdir
+   foto galeri

+   mektup yaz

>> eserler
+   kitap
+   şiir
+   deneme
>> multimedya
+   sesli yazılar
+   sesli söyleşiler
+   sair zamanlar
>> iletişim
+   duyurular
+   sizden gelenler
+   karalama defteri
EYLÜL'ÜN DERTLERİ BEN ve ADAM YERİNE KONMA İSTEĞİMİZ

Ben ve hayat… Yaşadığım sürece iki iyi arkadaşız. Eylül'le ben her zaman iki hüzünlü sırdaşız! Dertleşiriz arada bir. O bana Nisan'a ve kırkikindi yağmurlarına olan özlemini anlatır, ben ona adam yerine konma isteğimi!
Sararan yaprakların, bir görünüp bir kaybolan güneşin, sahillerin, annelerin babaların, açılmaz kapıların, en çok da öğrencilerin ve insanlığın telâşesidir Eylül.

Ayrılık tadında bir mevsimin hüznü ve birlikteliklerimize ihanet ettiğimiz ayın başlangıcıdır..
Eylül, sararan yapraklarıyla ayaklar altına savurduğu hayatımızın yazılmamış kompozisyonudur. Sancılı bir doğumun riskli başlangıcı ve ressamların çizemediği kayıp bir nüanstır. Eylül, yürek kapılarına kilit vurulan ve başörtüsüne sinemeyen gözyaşlarının anlamlı hüznüdür. Kaybettiklerimizden artırabildiğimiz ümidin yürek aynalarına yansıyan aşkıdır! Eylül dert ayıdır! Benim için adam yerine konma isteğimin dikkate alınmaması, kimisi için sıralarına aşkların kazındığı okul sınıflarında faydalı olma isteğinin engellenmesidir! Eylül, haklı ama ümitsiz bir eylemin sabırdan taşan gözyaşıdır. Eylül, çaresizliktir.

Dert bir değil elbet. Eylül? “Güz gelince İstanbul upuzun bir şiirdir” diyen şairin yanılgısı(mı)dır? Örtüleri ikna odalarında teslim alınan, çekingen adımlarla kimseye gözükmeden okul koridorlarını adımlayan bir kızın sarhoşluğu mudur? Yoksa ellerinde bir demet karanfille yeryüzüne savurdukları Naa’tları kimselere duyuramayan kızların sağır eden çığlıkları mıdır?

Eylül, hayatlarını anlamlı kılmak için aileleriyle saklambaç oynayan, giremediği okuluna her sabah elinde kitaplarıyla giden öğrencinin düşme hissidir. Eylül, isyan günlerinin dağıttığı yuvaların anlatılamayan öyküsüdür. Eylül, bazen upuzun bir şiirin, bazen sararmış bir yaprağın, solan bir hayatın, sancılı bir doğumun, ya da başına gelecekleri bile bile başını feda edenlerin ayıdır! Güz tadındaki esintinin yüreğe iliştiremediği yalnızlığın anlamsızlığıdır!
Ama en çok da kazanmak için kaybedilen bir değerin, kaybetmek pahasına kazanılmasının anlamlı mücadelesidir. Okul önlerinde yaraları derinleştiren, sırtlanları güldüren, anneleri ağlatan, yürekleri kanatan bir güzelin utancından kızaran yüzüdür.

Eylül, telâşlı bulutların kışı müjdelediği, umutlu yüreklerin ilkbaharı beklediği, ele avuca sığmayan bir yaşamın naif, kırılgan ve parçalara ayrılmış bir değer olarak önümüze sunulmasının diğer adıdır.
Şimdi sen de Eylül’le birlikte hüznün üstüne yürü! Adımlarınla boşlukları doldur! Kendini kat hayata ve dik tut başını! Kışa hazırla kendini! Bahar gelmeyecekmiş gibi ümitsiz olma! Bekle baharı!
Topraklara hayat veren ve kurutanın yardımını dile! Gücünü anla! Yüreklere titrek sevdalar bırakanlarla, ürkek yürekleri kanatan adamların güçsüz hikâyelerini dinle! Nefret ettiklerinle sev Eylül'ü! Tabiattan suyun çekilişini ve yeşeren her şeyin nasıl kurduğunu gör! De ki “Yeşeren sevdamız kuruduysa, elbette ki kuruyan sevdalarımız da yeşerecektir. Kışı müjdeleyen Eylül nasıl geldiyse, yazı müjdeleyen ilkbahar da gelecektir”

Sabırlı ol, ol ki gönlümüzün kuraklığı İlkbaharın neşesine dönüşsün. Gökkuşağı eşlik etsin sevdamıza, Naatlarımız aynı heyecanla Resulü (s.a.v) karşılasın. Eylülü nefret ettiklerinle sev! Gönlüne düşen Eylül'ün sıkıntılarına kulak ver. O'nun serinliğinde çayını yudumla! Esintinin toprağa düşürdüğü kuruyan yaprakları izle ve toprağa düşeceğin günü hatırla! Sen de dertleş Eylül'le adam yerine konma isteğini anlat!
Sonra kalk aynaya bak! Okul kapılarında aradığın bilgelikle, kimseye veremediğin umut çiçeği karanfili örtüne iliştir. Kimselere duyuramadığın çığlığını yüreğine esir et! “Böyle daha da güzelim” de. Seni herkesten çok seven en sevgilinin sevgisine lâyık ol!

Eylül, hepinizin kanayan yüreğine…