Orada Bir Şey Oldu! Bosna Günlükleri 1

Burada her şey yarım kalmış bir şarkı gibi… Ne çok acı var! Ve hiç bitmeyecek umut Haziran 2011 Srebrenica Saraybosna. Bosna hakkında maalesef savaştan önce dilime dolayacağım tek cümlem yoktu. Saraybosna’yla Avrupa’nın göbeğinde katledilen binlerce insanın kanı üzerine bağ kurdum. O gün bu gündür Bosna deyince Aliya, savaş, katliam kelimeleri dışında aklıma bir şey gelmiyor!

Orucun Elinden Tutanlar.

Ramazanda her şey daha fazladır. İnsan daha fazla; zaman, mekân, şehir ve hayat daha fazladır. Ramazan kalbimizi onaran, uzakları yakınlaştıran, ruhumuzu kölelikten ve dünyevileşmekten azat eden yeni bir kurtarıcı gibidir. Sezai Karakoç’un deyimiyle Ramazan: “Çok belirgin bir çizgiyle inanmışı inanmamıştan, akı karadan, ahiret özünü dünya köpüğünden seçerek ve ayırarak İslamlık şahsiyetinin, manevi benliğinin surları gibi

Kâfidir Eskimesin Kalbimiz

Kuşlara rızkını veren Allah! Bize de bir ümit ver. Kaçır bizi ve bu körlükten kurtar. Uzaklığımızdan bir yakınlık çıkar… Düşmeyelim. Toparlayalım kendimizi… Ayet okuyalım, şarkılara eşlik edelim, ıslık çalalım ve karanlığa meydan okuyalım! Resim yapalım; güneşe, denize, aynaya koşalım ve kendimizi sevelim! Geçmeyen tek şey, geçmez sandığımız yanılgılar olsun! Şimdi esirgeyen ve bağışlayan isimlerine kaçalım. Sen varsın, keder yok olsun. Hem Sana kavuşana nasıl gam

Sesimiz “Hiç” Olsa Ne Olur?

O “yaşanmış” olanın hepimize sirayet eden bu duygu aktarımı var. Hiç Sesler’i baştan sona okuyunca, yani Türkiye’de kadın olmaktan, Bosna’ya ve Aliya’ya, Türk Sineması’ndan, siyasete, Rachel Corrie’den hareketle vicdan meselesine ve oruca ve hatta öğretmenlere kadar birçok konuya kendi zihinsel birikiminden bakarken gerek bireysel tarihinin yaşanmışlığı, gerek babasının ve gerekse annesinin yaşanmışlığı üzerinden o bahsettiğim

Büyük Tahammülsüzlüğümüz ve Ortadoğu’ya Hoş Geldik [bir]

Canımızı sıkan, yaşadığımız kaotik ortamdan daha çok, bu ortamların süreklilik arz edecek ve ülkemizi derin kuyulara sürükleyecek günler görme endişesidir. Bunun için dışarıda olduğu kadar içeride de ellerini ovuşturan, birileri ölse, bir yerler yakılsa diye tetikte bekleyen insanlar vardır. İdeolojik bataklıklarımızdan, sabit fikirlerimizden, önyargılarımızdan, bizim gibi düşünmeyenleri yok saymamızdan; dili, dini, mezhebi, düşüncesi, takımı ve

Sedyeler Kirlensin!

​Y​azık demek ne değiştirir​,​ bilmiyorum ​.​ ​G​ünah demek, yazık oldu demek, kader demek, gözyaşı dökmek, karalar bağlamak, bayrakları yarıya indirmek ne değiştirir, bilmiyorum. İçimizin yangınını, maden ocağını hangi müjde söndürecek bilmiyorum. ​K​albimizin ateşini, gözümüzün yaşını… … Kör kuyularda ışıksız, nefessiz kalanların yardımcısı olsun Allah. Sabırla, umutla müjde bekleyen bütün Türkiye'ye geçmiş olsun.

Göğe bakma durağı: Şavşat

Yazan: Nurdal Durmuş Şavşat Gezi Fotoğrafları 1. Albüme Buradan Ulaşabilirsiniz. Şavşat Gezi Fotoğrafları 2. Albüme Buradan Ulaşabilirsiniz. Şavşat Gezi Fotoğrafları 3. Albüme Buradan Ulaşabilirsiniz. İstanbul’dan 1400 km yol kat edip Çoruh’la buluşur, sarp dağlardan, yamaçlara kurulmuş tek tük ahşap evlerden, kıvrımlı yollardan sabırla akıp iki dağın arasında yemyeşil ve çam ormanlarının çevrelediği muhteşem bir vadiye

Geçen Sadece Zamanmış Meğer, Geçmeyen Her Şey! [iki]

onüçüncü gün - kopardım lanetli gün defterimden bu uğursuz yaprakları bir kayanın üzerinde oturuyorum ayaklarıma dalgalar çarpıyor dalgalarda kan izi ondördüncü gün - unuttum, unuttum seni. sularımız çekiliyor, ağlamak ne güzel. onbeşinci gün geçen sadece zamanmış meğer, geçmeyen her şey. mutlu ol

Kendi Halkına Yabancılaşma

 Bugün sizlerle ilginç bir mektup paylaşacağım. Aşağıda okuyacağınız mektup Balyoz davasından yargılanıp 32 ay ceza evinde yattıktan sonra beraat eden bir subayın halk gözünden kendini tanımlama, sorgulama ve  aynaya bakışını anlatmaktadır. Kurmay Albay Fatih Altun’un kendi adına yaşadığı bir durumdan yola çıkarak, samimi dille kaleme alıp tarafıma ulaştırdığı mektup altı çizilecek satırlar ve sorgulamalar nedeniyle önem arz etmektedir. Sizi

Şairin Son Sığınağı “İntihar!”

beni intihar ettiler antonin artaud “İntihar, korkunç bir ölüm şeklidir. Ona yol açan ruhsal ıstıraplar genelde uzun, şiddetli ve hafifletilemez olanlardır. Bu keskin acıyı yatıştıracak bir morfin yoktur. İntiharda, ölüm çoğu kez şiddet dolu ve tüyler ürperticidir. İntihar etme eğiliminde olanların acısı kişisel ve tarif edilemezdir; bu yüzden böyle bir ölüm geride kalan aile fertlerini,