Bugün Cumartesi!

Bugün Cumartesi Hayatımda önemli sayılabilecek yeni bir şey yok! Ofise geldim ve bir bardak çay eşliğinde Sting’in “Shape of My Heart” şarkısını dinliyorum. Cumartesi çalışmalarından nefret ediyorum. Uzun zamandır sinemaya gitmedim. Bilgelik taslamak için okuduğum kitapları da yazmayacağım. Ama en sevdiğim kitaplardan birinin Saint Exupéry’nin Küçük Prens’i olduğunu söyleyebilirim. Evet, okudum adamım! Doğu-Batı, ünlü ünsüz

Kâfidir Eskimesin Kalbimiz

Kuşlara rızkını veren Allah! Bize de bir ümit ver. Kaçır bizi ve bu körlükten kurtar. Uzaklığımızdan bir yakınlık çıkar… Düşmeyelim. Toparlayalım kendimizi… Ayet okuyalım, şarkılara eşlik edelim, ıslık çalalım ve karanlığa meydan okuyalım! Resim yapalım; güneşe, denize, aynaya koşalım ve kendimizi sevelim! Geçmeyen tek şey, geçmez sandığımız yanılgılar olsun! Şimdi esirgeyen ve bağışlayan isimlerine kaçalım. Sen varsın, keder yok olsun. Hem Sana kavuşana nasıl gam

Bosna – 1995 Aliya ve Mladiç!

1995 yılının yaz aylarında Srebrenica’da Sırp askerlerine dönerek “Bu sizin hayat boyu karşılaşacağınız tek şanstır. İyi değerlendirin.” diyordu Ratko Mladic. Ratko Mladic’in şans dediği, Bosna’da 1995 yılının yaz ayında bütün dünyanın seyirci kaldığı II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en büyük toplu katliamdı. Gözü dönmüş Sırp askerleri binlerce kadına tecavüz etmiş, yaklaşık 8.000 erkeği katletmiş,

Okuma Notları, Yazarların Aşk Mektupları.

Bugün okuma notlarımda aşk mektuplarından seçme satırlar bulunuyor. Her mektubun ayrı bir öyküsü ve yaşanmışlığı var. Her biri bir başka şahitlik bekliyor insandan. Bu mektupları okuyunca insan yaşamını şekillendiren en büyük değerlerden birinin de aşk olduğunun farkına varıyor. Elbette aşk sahipleri, birkaç sayfaya sığacak basit bir hayat yaşamadıkları için yaşanan aşkların hikayeleri ya da kahramanların

Şairin Son Sığınağı “İntihar!”

beni intihar ettiler antonin artaud “İntihar, korkunç bir ölüm şeklidir. Ona yol açan ruhsal ıstıraplar genelde uzun, şiddetli ve hafifletilemez olanlardır. Bu keskin acıyı yatıştıracak bir morfin yoktur. İntiharda, ölüm çoğu kez şiddet dolu ve tüyler ürperticidir. İntihar etme eğiliminde olanların acısı kişisel ve tarif edilemezdir; bu yüzden böyle bir ölüm geride kalan aile fertlerini,

Hiç Sesler

sevgili/me üşüyen mevsimler de aklımı toparlarken içimi-dışımı yoklamak, sakladıklarımın gizemli kutularını açıp korkularımın silahını kuşanmak yıkıcı bir yalnızlık depremi gibi. sonbahar, arsız bir sevgili gibi kollarını dolayınca kalemime; hüznümü soranlara “bir şeyim yok, iyiyim!” diyorum. oysa benim bir şeyim var! dilimin ucunu dokundurduğum kutsal sözlerle sadece seni kandırabiliyorum. hâlbuki çalımlı laflarla hayat kurgulayan acemi yazarlar

Bayram Zaten İyiydi. Keşke Biz de İyi Olabilseydik!

Bayram sabahı… İlk işim evimizin pencerelerini açmak oluyor. İçimden bir ses “Pencereleri aç, hemen aç, hızlıca!” diyor. Sanki odalara, ruhsuzluğumuza, dünya yutmuşluğumuza nasip ve bahar dolacak. Sanki güneşe bir adım daha yaklaşacağız. Beton duvarlı evlerimizden bayramın coşkulu caddelerine çıkıyoruz. Her tarafta akıl almaz bir heyecan var. Daha dün incir çekirdeğini doldurmayacak konular yüzünden tartışan iki

Ne Gün Aydın Ne Gece Kara Bi Garip Dünya!

Belki geçmiş kadar güzel değil ama bir bayram daha geldi işte. O bayram ki “yaklaşmayı, yakınlaşmayı” hatırlatsın bize. Bize bizden daha yakın Olan’a sevdiklerimizden vermeyi sevindirilmesi gerekenleri sevindirmeyi hatırlatsın bize. Paylaşma ve dayanışmanın getirdiği ruh, bizi birbirimize kavuştursun! Coğrafi uzaklıklar, kalplerde yakınlaşsın! Bayramdır çünkü! Verilecek selamımız vardır, uzatılacak elimiz. Bayramınız bahar olsun.

Geçen Sadece Zamanmış Meğer, Geçmeyen Her Şey! [iki]

onüçüncü gün - kopardım lanetli gün defterimden bu uğursuz yaprakları bir kayanın üzerinde oturuyorum ayaklarıma dalgalar çarpıyor dalgalarda kan izi ondördüncü gün - unuttum, unuttum seni. sularımız çekiliyor, ağlamak ne güzel. onbeşinci gün geçen sadece zamanmış meğer, geçmeyen her şey. mutlu ol

Eylülün Rengi Ölüm mü?

Her fotoğraf karesinde ölümü çağrıştıran çizgilerle rastlaşıyorum. Gri, soğuk, solgun, ürkek bir kaygıya dönüşüyor yaşam. Eylül gelince kırlangıçlar da veda ediyor şehre, kelebekler de. Aynalar sararıyor. Radyoda eski bir hayali canlandıran içli bir türkü çalıyor. Sokaktaki sesler farklılaşıyor, hız limitlerini çoktan aşmış hayat sakin akan bir huzur ırmağına dönüşüyor. … Balkondan sarkan turşuluk biberler, kurumaya