İnanma İhtiyacı ve Dini Ritüeller

Geleneğin ortaya çıkmasında coğrafi şartlar, siyasi etkenler, iklim koşulları gibi durumlar etkin gözükse de din kavramı diğer tüm sebeplerin üstünde oturan ve geleneği biçimlendiren belki de en önemli katman. Din ve geleneğin iç içe oluşu, yaşam tarzının belirlenmesinde de belirleyici olmakta. Bu iç içe geçmişliğin ortaya çıkarttığı karmaşaya atfedilen kutsiyet de genellikle ilahi bir buyruk

Mevlana: Kamıştan Kopartılmış Ney!

  Ne olursan ol gel demedi aslında “Her şeyden önce insan ol, öyle gel” dedi, ama anlayamadık. Öylece destursuz girdik dergâhına. “Hamdım, piştim, yandım” dedi ‘kamışlıktan koparılmış ney’in hikâyesini anlattı yine anlayamadık. Eline eteğine yapıştık, postuna dergâhına yapıştık. O elimize ilim tutuşturdu, biz paraları kapıştık. Mevlâna diye ‘pideci, lahmacuncu, etli ekmekçi, otelci, turizmci, şekerci’ olduk

Hiç Kimselerin Hikâyesi ya da Önsöz

  Başlangıcı da sonu da belli olmayan bu şölende insanoğlunun ortaya koyabileceği en yüksek çıta yazmaktı. Yazmak, bilmeyi ve anlamayı da kapsadığı için yalnızca karakter transferi değil; hayâliyle, ıstırabıyla, hatasıyla ve doğrusuyla insana ait tüm unsurların yine insana geçmesi için köprü vazifesi görüyordu. Yazmak, aslında bilmenin değerini başkalarına ulaştırmak için ortaya konulmuş ve hiçbir zaman

Selçuk Küpçük ve Öze Dönüş Soneleri.

  Sadece türküler çalmıyor! Kentin ruhunu çalanlarla da mücadele ediyor. Hem ozan, hem kentli, hem soylu, hem de memleket çocuklarına adam olmayı öğütlüyor. Modernizmin yabancılaştırdığı kalbimize, yerli söylemlerden yenileştirilmiş soylu melodiler damıtıyor. Geleneğin kötü tekrarından, geleceğin taze ufuklarına, kirli harflerden arındırdığı şiirleriyle yürüyor. Kültür haritamızın yozlaştırılmış paradigmalarına yeni besteler aşılamanın kavgasını veriyor. Yabancılaşmadan uzak, alternatif bir patikada

Yorumsuz İstatistik – Dünya Engelliler Günü

-Yaklaşık 6 bin yılı bulan yazılı insanlık tarihi boyunca kayıtlara geçen 15 binden fazla savaş yaşandığını biliyor musunuz? – Yaşamı boyunca savaş görmemiş ya da tanık olmamış insan sayısının yok denecek kadar az olduğunu biliyor musunuz? – Savaşlarda bugünkü dünya nüfusu kadar insanın öldüğünü, bir o kadar insanın da sakat kaldığını biliyor musunuz? – Birinci

Tüketim ve Hedonizm İlişkisi Üzerine.

“—Ruh zenginliği hakiki zenginliktir. Çünkü diğer bütün zenginlikler beraberinde kendilerinden daha büyük bela ve dert getiriler.” Lukianos, Epigrammata 12 Hedonizm yunan düşünürlerinden Aristippos (İ.Ö.3.yy) ve Epikuros (Epikür) tarafından geliştirilmiş olan felsefi bir akımdır. Temel öğretisi ‘hayattaki en yüksek değerin haz (bedensel ve maddi zevkler) olduğu, ideal olan hayata bu yolla ulaşılacağı ana fikrini içermektedir. Günümüzde

Siyah Önlük Çetelesi!

  Bir öğretmen tanıyorum.  Siyah önlüğümün beyaz yakasını elleriyle düzeltip yanaklarımdan öpmüş ve hayat yolculuğumun hikmetleri öğretmişti. “Unutma temizlik, yaptığımız işe özen ve çalışma düzenimiz ileride hayatımızı şekillendirecek en önemli özelliğimizdir. Kibir yıkar, gurur düşürür, başkalarının övgüsü şımartır. İnsan olmak istiyorsan bunlara dikkat et ve bilmediğini bilmeyenlerle asla münakaşa etme!” Bir öğretmen tanıyorum. Bezden dikilmiş

Kâfidir Eskimesin Kalbimiz

Kuşlara rızkını veren Allah! Bize de bir ümit ver. Kaçır bizi ve bu körlükten kurtar. Uzaklığımızdan bir yakınlık çıkar… Düşmeyelim. Toparlayalım kendimizi… Ayet okuyalım, şarkılara eşlik edelim, ıslık çalalım ve karanlığa meydan okuyalım! Resim yapalım; güneşe, denize, aynaya koşalım ve kendimizi sevelim! Geçmeyen tek şey, geçmez sandığımız yanılgılar olsun! Şimdi esirgeyen ve bağışlayan isimlerine kaçalım. Sen varsın, keder yok olsun. Hem Sana kavuşana nasıl gam

Okuma Notları, Yazarların Aşk Mektupları.

Bugün okuma notlarımda aşk mektuplarından seçme satırlar bulunuyor. Her mektubun ayrı bir öyküsü ve yaşanmışlığı var. Her biri bir başka şahitlik bekliyor insandan. Bu mektupları okuyunca insan yaşamını şekillendiren en büyük değerlerden birinin de aşk olduğunun farkına varıyor. Elbette aşk sahipleri, birkaç sayfaya sığacak basit bir hayat yaşamadıkları için yaşanan aşkların hikayeleri ya da kahramanların

Hiç Sesler

sevgili/me üşüyen mevsimler de aklımı toparlarken içimi-dışımı yoklamak, sakladıklarımın gizemli kutularını açıp korkularımın silahını kuşanmak yıkıcı bir yalnızlık depremi gibi. sonbahar, arsız bir sevgili gibi kollarını dolayınca kalemime; hüznümü soranlara “bir şeyim yok, iyiyim!” diyorum. oysa benim bir şeyim var! dilimin ucunu dokundurduğum kutsal sözlerle sadece seni kandırabiliyorum. hâlbuki çalımlı laflarla hayat kurgulayan acemi yazarlar

Şairin Son Sığınağı “İntihar!”

beni intihar ettiler antonin artaud “İntihar, korkunç bir ölüm şeklidir. Ona yol açan ruhsal ıstıraplar genelde uzun, şiddetli ve hafifletilemez olanlardır. Bu keskin acıyı yatıştıracak bir morfin yoktur. İntiharda, ölüm çoğu kez şiddet dolu ve tüyler ürperticidir. İntihar etme eğiliminde olanların acısı kişisel ve tarif edilemezdir; bu yüzden böyle bir ölüm geride kalan aile fertlerini,

Geçen Sadece Zamanmış Meğer, Geçmeyen Her Şey! [iki]

onüçüncü gün - kopardım lanetli gün defterimden bu uğursuz yaprakları bir kayanın üzerinde oturuyorum ayaklarıma dalgalar çarpıyor dalgalarda kan izi ondördüncü gün - unuttum, unuttum seni. sularımız çekiliyor, ağlamak ne güzel. onbeşinci gün geçen sadece zamanmış meğer, geçmeyen her şey. mutlu ol

Büyük tahammülsüzlüğümüz ve Ortadoğu’ya hoşgeldik! [iki]

Yazanlar; Nurdal Durmuş – Gökhan Şimşek “Modern çağ, üretilenden daha fazlasını tükettirmek isteyen bir zaman dilimidir.” G. Arthoid Samulla* Günümüz dünyasında egemen güç olmanın en önemli yolu üretimin kontrol edilmesinden geçiyor. Kimin neyi ne kadar üreteceği, hangi ölçülerde ekonomik güce ulaşacağı hep bu mekanizma tarafından dengeleniyor. Bu çarka karşı çıkan, potansiyelini sonuna kadar kullanmak isteyen

Büyük Tahammülsüzlüğümüz ve Ortadoğu’ya Hoş Geldik [bir]

Canımızı sıkan, yaşadığımız kaotik ortamdan daha çok, bu ortamların süreklilik arz edecek ve ülkemizi derin kuyulara sürükleyecek günler görme endişesidir. Bunun için dışarıda olduğu kadar içeride de ellerini ovuşturan, birileri ölse, bir yerler yakılsa diye tetikte bekleyen insanlar vardır. İdeolojik bataklıklarımızdan, sabit fikirlerimizden, önyargılarımızdan, bizim gibi düşünmeyenleri yok saymamızdan; dili, dini, mezhebi, düşüncesi, takımı ve

Yollar Bize Memleket Ukrayna-Rusya [İki]

Yazanlar: Nurdal Durmuş – Gökhan Şimşek  Bir şehri ya da bölgeyi gezerken herkes tarafından bilinen, ağırlıklı olarak turistik diye anılan yerleri gezmeniz size gittiğiniz yer hakkında oldukça kısıtlı bilgiler sunar. Buralarda gördüğünüz şeyler genelde sahte bir algıya sahip olmanızı sağlar. Gittiğiniz yerin merkezinden ne kadar uzaklaşırsanız, bölge hakkında o kadar gözlem yapma imkânınız olur. Bir şehri tanımanın